1-Giriş
Ekonomik büyüme açısından öncü sektörlerden biri de bilindiği üzere inşaat sektörüdür. Ülkemizde inşaat sektörü, konut talebinde meydana gelen artışlar doğrultusunda 2005 yılından itibaren hızlı bir büyüme kaydetse de 2008 yılında yaşanan siyasi belirsizlikler, doyuma ulaşan piyasa talebi ve 2009 ile birlikte zirveye ulaşan kriz ortamı sebebiyle öncelikle durağan bir döneme girmiş müteakiben gerileme kaydetmiştir.
İnşaat sektörü, ekonomik büyümede lokomotif görevi görse de vergisel anlamda önemli kayıp ve kaçaklara da neden olmaktadır. Sektör, vergi idaresince belli dönemlerde ayrıntılı incelemelere tabi tutulmakta, ancak vergi kaybı konusunda yaşanan sorun tam anlamıyla çözüme kavuşturulamamaktadır.
İdare bakımından, sektördeki en büyük problem ise maliyetlerin şişirilmesi ve gelirlerin düşük gösterilmesi olarak öne çıkmaktadır. Diğer taraftan, sektörün tümünde olmasa dahi büyük bir bölümünde, özellikle inşaat malzemelerinin temini sırasında neredeyse hiç belge alınmamakta, müteahhitlerce düzenlenmesi gereken belgeler düzenlenmemekte ve bu yolla gelirler gizlenerek vergi sistemi içerisine girmesi engellenmektedir.
Dolayısıyla, inşaat sektöründe belge düzeni uygulamasının sağlıklı bir şeklide işlerlik kazanması, kayıp ve kaçakların önüne geçilmesi adına önemli bir vergi güvenliği oluşturmaktadır.
Kat karşılığı inşaat kavramı:
Şehirleşme ile birlikte, konut arzının yetersizliği problemi ve arsalar üzerinde oluşan rantların artması, inşaat işinin ana maliyet unsurlarından olan arsaların maliyetleri de artmış ve bu artış sistemi bir nev’i nakit para ödenmeksizin arsa temin yöntemi olan kat karşılığı inşaat kavramına itmiştir.
Bu sistemde müteahhit tarafından arsanın sahibine arsaya karşılık nakdi bir bedel ödenmemekte, arsa bedeli kat olarak ödenmektedir. Söz konusu işlem, noterlerde yapılan kat karşılığı inşaat hakkı sözleşmesi vasıtası ile gerçekleştirilmektedir. Bu sözleşmede, taşınmaz malın maliki taşınmazın belli bir hissesini veya yapılacak binadaki bazı bağımsız bölümleri inşaattan kendisine kalacak kısımlara karşılık müteahhide devretmeyi vaad etmektedir.(1)
Aşağıda; kat karşılığı inşaat işlerinde genel olarak belge düzeni, katma değer vergisi uygulamaları, emsal bedel uygulaması ve emsal bedel uygulamasının Vergi Usul Kanunu uyarınca değerlendirilmesi konularında bilgi verilmeye çalışılmıştır.
2- Kat Karşılığı İnşaat İşlerinde KDV Uygulaması
Kat karşılığı inşaat işleri, KDV mevzuatı çerçevesinde “trampa” olarak değerlendirilmektedir. Bu konuda ayrıntılı düzenlemeler 30 seri no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nde(2) yer almaktadır.
Söz konusu tebliğde, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 2’nci maddesinin 5 numaralı fıkrasında yer alan “Trampa iki ayrı teslim hükmündedir” hükmü uyarınca, arsa karşılığı inşaat işinde katma değer vergisi uygulaması iki ayrı teslim temelinde sınıflandırılmış ve birinci teslim olarak arsa sahibi tarafından müteahhide arsanın teslimi, ikinci teslim olarak ise müteahhit tarafından arsaya karşılık olarak arsa sahibine verilen konut veya işyeri teslimi belirtilmiştir.
Buna göre, arsa sahibi tarafından müteahhide arsa teslimi halinde, arsanın bir iktisadi işletmeye dahil olması veya arsa sahibinin arsa alım satımının mutad ve sürekli bir faaliyet olarak sürdürülmesi halinde, konut veya işyeri karşılığı müteahhide yapılan bu arsa teslimi katma değer vergisine tabi olacaktır.
Ancak arsa sahibinin, gerçek usulde mükellefiyetini gerektirmeyecek şekilde, arizi bir faaliyet olarak arsasını daire veya iş yeri karşılığında müteahhide tesliminde KDV uygulanmayacaktır.
Öte yandan, müteahhit tarafından arsa sahibine konut veya işyeri teslimi halinde ise, Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 8’inci maddesi gereği, 150 m2'ye kadar konutların teslimi 31.12.1997 tarihine kadar katma değer vergisinden istisna edilmiş olup, söz konusu istisna uygulaması 31.12.1997 tarihinde sona ermiştir.
30.12.2007 tarih ve 26742 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi eki Karar ile net alanı 150 m2’ye kadar konut teslimlerine ilişkin katma değer vergisi oranı %1 olarak tespit edilmiştir.
Buna göre, müteahhit tarafından arsa sahibine, arsanın karşılığı olarak yapılan 150 m2’ye kadar konut teslimlerinde %1 oranında katma değer vergisi uygulanacaktır. 150 m2’den büyük konut veya metrekaresi fark etmeksizin işyeri teslimleri ise genel oranda (%18 oranında)(3) KDV’ye tabi bulunmakla birlikte, kat karşılığı inşaat işlerinde müteahhit tarafından arsa sahibine yapılan işyeri veya 150 m2’den büyük konut teslimlerinde emsal bedel üzerinden katma değer vergisi uygulanmaktadır.
3- Kat Karşılığı İnşaat İşlerinde Vergi Usul Kanunu
Kapsamında Belge Düzeni
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229’uncu maddesi gereği, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye fatura düzenlenmesi gerekmektedir.
Buna göre, kat karşılığı inşaat işi ile iştigal edenlerin arsa sahiplerine, arsanın karşılığı olarak teslim edilen dairelere ilişkin fatura düzenlemeleri gerektiği aşikardır. Ancak bu konuda tereddüde düşülen nokta, düzenlenen faturada KDV hesaplanmasına esas matrahın ne olacağı hususundan ziyade, faturanın hangi bedel üzerinden düzenleneceği hususuna kaymaktadır. Halbuki ne KDV mevzuatı, ne de Vergi Usul Kanunu kat karşılığı inşaat işlerinde arsa sahiplerine teslim edilen konutlar için kesilecek faturada bedel olarak yazılması gereken tutarla ilgili hüküm içermemektedir. KDV mevzuatı, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan bölümde de belirtildiği üzere, alışverişin bedelini değil KDV matrahını belirlemektedir.
Esasen Vergi Usul Kanunu da temel olarak faturaya yazılacak bedelle ilgilenmemektedir. Zira söz konusu kanun, bir mal satışı veya hizmet ifası halinde belge düzeni ile ilgili olarak, malın/hizmetin tutarının faturada bulunmasına hükmetmekte olup, bedelin ne olacağı hususuna girmemektedir.
Öte yandan, bedel konusu sadece değerleme hükümlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu hükümler ise yine alışveriş bedeline ilişkin değil, mükelleflerin ödeyecekleri vergiye ulaşmak üzere, vergi matrahlarının hesaplanması ile ilgili olarak, aktiflerinde bulunan kıymetlerin değerlerini tespit etmek için kullanacakları ölçütler anlamında düzenlemeler içermektedir.
Söz konusu “değerleme” müessesesi, Vergi Usul Kanununun 258’inci maddesinde hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Vergi Usul Kanununda, iktisadi kıymetlerin sınıfları dikkate alınarak (gayrimenkul, alacak, emtia vs.) bahsi geçen kapsamda değerleme ölçütleri belirlenmiş ve hangi kıymetin hangi ölçüt ile değerleneceği hükme bağlanmıştır.
Gayrimenkullerin değerlemesi ile ilgili olarak ise 269’uncu maddede; “İktisadi işletmelere dahil bilumum gayrimenkuller maliyet bedelleri ile değerlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre işletmelerin aktiflerinde yer alan konut, işyeri gibi gayrimenkullerin de maliyet bedelleri ile değerlenmesi gerekmektedir.
Kat karşılığı inşaat işlerinde, arsa sahiplerine arsa payı karşılığı verilen konutların gayrimenkul sınıfında oldukları dikkate alındığında, söz konusu konutların maliyet bedelleri ile değerlenecekleri konusunda da tereddüt bulunmamaktadır.
Maliyet bedeli ise anılan kanunda; iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamı olarak tanımlanmıştır.
O halde, kat karşılığı inşaat işlerinde arsa sahibine düzenlenecek faturada hangi bedel yazmalıdır? sorusuna, Vergi Usul Kanunu çerçevesinde cevap aramamak gerekmektedir.
Diğer taraftan, arsa sahibinin mükellef olması halinde Vergi Usul Kanunu kapsamında hangi bedel üzerinden kayıtlarına alacağı sorusu ise maliyet bedeli olarak cevaplanmakta olup, kanunun 270’ inci maddesinde gayrimenkullerin maliyet bedellerine satın alma bedelinden başka, maddede sayılan diğer giderlerin gireceği belirtilmiş, müteakiben 271’ inci maddede de inşa edilen binalarda, binayı inşa edenin binayı kendi aktifine alması halinde, bunların inşa giderlerinin satın alma bedeli yerine geçeceği hükme bağlanmıştır.
Dolayısıyla kat karşılığı inşaat işlerinde, arsa sahiplerine arsa payı karşılığında teslim edilen konutlar için düzenlenen faturada yazan bedel (bedel olarak yazılan tutar ne olursa olsun) ve bu konutun iktisap edilmesinde katlanılan müteferri giderler, Vergi Usul Kanunu uyarınca maliyet bedeli olarak kabul edilir ve konutu iktisap eden arsa sahibinin, konutunu işletmesine dahil etmesi halinde bu değer üzerinden kaydetmesi gerekmektedir.
4- Sonuç ve Değerlendirme
Kat karşılığı inşaat işlerinde belge düzenine ilişkin, 30 seri no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinde bahsi geçen emsal bedel kavramı ile kastedilen, Vergi Usul Kanunu kapsamında değerleme ölçütleri arasında tanımlanan emsal bedel kavramı değil, kat karşılığı arsa sahibine verilen konutun piyasada o gün için gerçekleşen alım satım bedelidir. Bu yönü ile buradaki ifadeden 213 sayılı Kanunda tanımlanan değerleme ölçütlerinden; bir iktisadi kıymetin değerleme günündeki normal alım satım değeri olarak tanımlanan “rayiç bedel”in anlaşılması gerekmektedir.
Ancak uygulamada, kat karşılığı inşaat işlerinde arsa sahibine teslim edilen konutlar için 30 seri no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği uyarınca, Vergi Usul Kanununun 267’nci maddesi çerçevesinde işlem yapılmaktadır. Kanaatimizce, anılan tebliğ ile kastedilen rayiç bedel olduğu halde, değerleme ölçütlerinden olan emsal bedel ölçütünün kullanılması, rayiç bedel hesaplanmasına ilişkin belli bazı zorluklardan kaynaklanmaktadır. Zira rayiç bedel, bir iktisadi kıymetin değerleme günündeki normal alım satım değeri olarak tanımlandığı için, söz konusu normal alım satım değerini konutlar için kimin belirleyeceği sorusu akla gelmektedir. Buna karşın emsal bedel uygulamasında ise, emsal bedelin tayininin ne şekilde yapılacağını kanun öngörmüş bulunmaktadır. Bu halde, inşa edilen konutun emsal bedeli, VUK’nda emsal bedel tayinine ilişkin üçüncü ve son usul olan takdir esasına dahi gidilmeden, işletme kayıtlarından “maliyet bedeli esası”na göre tayin edilebilecektir.
Genel olarak emsal bedel tayininde ise gerçek bedeli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın söz konusu olması gerekmekte olup, bu malın değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değerinin tespit edilmesinde mezkur maddede belirlenen sıranın takip edilmesi gerekmektedir.
Anılan maddede söz konusu usuller şu şekilde sıralanmıştır;
“Emsal bedeli sıra ile, aşağıdaki esaslara göre tayin olunur.
Birinci sıra: (ortalama fiyat esası) Aynı cins ve nevideki mallardan sıra ile değerlemenin yapılacağı ayda veya bir evvelki veya bir daha evvelki aylarda satış yapılmışsa, emsal bedeli bu satışların miktar ve tutarına göre mükellef tarafından çıkarılacak olan "ortalama satış fiyatı" ile hesaplanır. Bu esasın uygulanması için, aylık satış miktarının, emsal bedeli tayin olunacak her bir malın miktarına nazaran % 25'ten az olmaması şarttır.
İkinci sıra: (maliyet bedeli esası) Emsal bedeli belli edilecek malın, maliyet bedeli bilinir veya çıkarılması mümkün olursa, bu takdirde mükellef bu maliyet bedeline, toptan satışlar için % 5, perakende satışlar için % 10 ilave etmek suretiyle emsal bedelini bizzat belli eder.
Üçüncü sıra: (takdir esası) Yukarıda yazılı esaslara göre belli edilemeyen emsal bedelleri ilgililerin müracaatı üzerine takdir komisyonunca takdir yolu ile belli edilir. Takdirler, maliyet bedeli ve piyasa kıymetleri araştırılmak ve kullanılmış eşya için ayrıca yıpranma dereceleri nazara alınmak suretiyle yapılır. Takdir edilen bedellere mükelleflerin vergi mahkemesinde dava açma hakkı mahfuzdur. Ancak, dava açılması verginin tahakkuk ve tahsilini durdurmaz.”
Ancak, Danıştayın kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca hissesine düşen bağımsız bölümleri emsal bedeline nazaran düşük değerle sattığı görüşüyle salınan vergi ve cezalara karşı açılan bir davada, Vergi Usul Kanununun 267’nci maddesindeki sıralamaya uyulmadan, maliyet bedeli belli olan taşınmazlar için doğrudan takdir esasına göre emsal bedel belirlenmiş olmasının terkin sebebi olamayacağı hakkında kararı(4) da mevcuttur. Dolayısıyla, her ne kadar emsal bedel uygulamasında Vergi Usul Kanununun 267’nci maddesinde belirlenen sıraya uyulması gerekmekte ise de, bazı hallerde yapılan incelemelerde kanunda belirlenen sıraya uyulmaksızın doğrudan takdir komisyonuna da götürülebilmektedir.